Sakarya Detay Haber

SANAL ÇOCUKLAR…

SANAL ÇOCUKLAR…
Bu haber 04 Haziran 2018 - 19:39 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Sanal, gerçekte var olmayıp zihinde tasarlanan fantazik ve farazi anlamlarına gelir. Çocuklarımız internet, tablet, bilgisayar ve televizyondan oluşan dijital dünyalarında gerçeklikten uzak kahramanlarla günlük hayatta yapamayacakları faaliyetlerde bulunarak hızla sanal çocuklara dönüşmeye devam etmektedir. Gelişimlerinin fiziksel, sosyal, psikolojik ve bilişsel tüm alanlarında antisosyal bireyler haline gelmektedirler. Gözlerimizin önünde sanal ortamlarda erimelerine izin verdiğimiz bu çocuklar teknolojik illetlerin başında geçirdikleri zaman içerisinde duruş pozisyonlarına bağlı olarak iskelet ve kas sistemlerinde hasarlara, görme problemlerine, radyasyon kaynaklı yaratıcılık ve zihinsel gelişim ile ilgili risklere, dil becerilerinde gerilemeye ve hatta epilepsi nöbetlerine kadar birçok alanda telafisi mümkün olmayan bir girdabın içine atılmaktadır. Şiddet içerikli oyunların dahi şirin gösterilerek eğlenceli bir mantık oyunu gibi servis edilmesi sinsice yapılan dış mihraklı planların en büyük kanadını oluşturmaktadır.

Bunun basit bir örneği olarak son zamanların en popüler oyunlarından biri olan MİNECRAFT adlı oyun ilk bakıldığında oldukça basit, sıradan ve zararsız gibi görünüyor. Ailelerin yüzde 90 ı ise bu oyunun yaratıcılığı geliştirdiği düşüncesinde. Oyunun içeriğinde ev, tarla, köprü gibi yapılar oluşturulabildiği için çocuklarımızı imar etmeye sevkettiği düşünülüyor. Fakat oyunda bu yapıların yıkılmaması için diğer yaratıkların öldürülmesine gerek duyulduğu nedense göz ardı ediliyor. Ayrıca bu şiddeti uygularken hayvan görünümlü mobların acı çekmeden ölmeleri nedeniyle merhamet bilincinin gelişmemesi, gerçek yaşamda bile hayvanlara eziyet eden çocuklara dönüşmesi kaçınılmaz oluyor.

Bir diğer sorun ise oyunun birden fazla kişi tarafından oynanması. Bu durum çocuklarımızın tanımadığı kişilerle iletişim kurmasına ve bunun sonucunda bir takım sosyal risklere neden olabiliyor ve kolayca istismar edilmesine yol açabiliyor. Dünya genelinde 150 milyon, ülkemizde ise 3 milyona yakın çocuğun bu oyunu oynadığı biliniyor. Bu sadece küçük bir örnek. Bunun gibi yüzlerce zararlı oyun, oyuncak ve çizgi film sayabilmek mümkün. Sebebi ise sadece iletişim sorunu. Bu sorunun mimarları ise ebeveynlerden başkası değil. Evde kulak verilmeyen, ilgilenilmeyen, saygı duyulmayan çocuk hayatıyla ilgili her şeyi internet ortamlarında aramaya başlıyor. Günümüz anne babaları sırf kendi işlerine vakit ayırabilmek için çocuğu evde en hareketsiz bırakmanın yolunu internet kullanımı olarak görüyor.

Her ne kadar o an için işe yarar gibi görünse de uzun vadede ne kadar kalıcı zararlar verdiğini düşünemiyor. Onları sanata, spora, geziye ve sokak oyunlarına yönlendirmek zor geliyor. Böylece kısa zamanda yön veren değil, yönlendirilen bir ebeveyne dönüşüyor. 11-14 yaş grubunda yaptığım anketlerde yüz öğrencime uyguladığım anketin sonuçlarına göre; çocukların yüzde 36’sı babalarının ne iş yaptığını bilmiyor. Yüzde 82’si ekmeğin fiyatını bilmiyor. Yüzde 21’i evlerinin kirada olup olmadığını bilmiyor. Yüzde 59’u genel sorumluluk gerektiren bağ, bahçe veya market alışverişi işlerinde rol almıyor. Yüzde 63’ü okullara MEB tarafından verilen 100 temel eserin 3 tanesini sayamıyor. Yüzde 84’ü ansiklopedinin ne olduğunu bilmiyor. Yüzde 59’u gelecekte hangi mesleği seçeceği konusunda hiçbir fikri yok. Herhangi bir mesleği hedef seçenlerin yüzde 79’u ise bu hedefine ulaşmak için hangi aşamalardan geçildiğini bilmiyor. Yüzde 62’si arkadaşları ile ilk buluştuğu anda herhangi bir şekilde selamlaşmadan muhabbete başlıyor. Birebir yada toplu buluşmalarda birbirleriyle olan konuşma konularının başında sırasıyla bilgisayar oyunları, ahlak bozucu diziler, futbol haberleri ve gereksiz birçok konu geliyor. Yüzde 93’ü herhangi bir hayvan beslemiyor. Yüzde 96’sı herhangi bir sanat dalına ilgi duymuyor. Yüzde 98’i akıllı telefon kullanıyor ve her telefonda ortalama 4 ayrı oyun bulunuyor. Yüzde 92’sinin sosyal medya hesabı var. Bunlar gibi daha birçok olumsuzluk teşkil eden içler acısı sonuçlar bulunuyor. Peki kimi suçlamalıyız bu durumda. Hazıra alışmış ve her istediği verilmiş sanal çocukları mı? Bu sanal ortamları ele geçirmesi için onlara gerekli vizeleri sağlayan ebeveynleri mi? Her biriyle ayrı ayrı ilgilenmesi ve özel yeteneklerini ortaya çıkararak yön vermesi gerekirken genele hitap eden öğretmenleri mi? Siyasileri mi, idari amirleri mi? Aslında hiçbiri suçlu değil. Çünkü yıllardır canla başla mücadele ediyor hepsi. Bu mücadeleyi daha iyi anlamak için kamuoyundaki güncel başlıklardan örnekler verebiliriz. Bu başlıklar ilgili kurum yada kuruluşlarda en sık kullanılan cümleleri ifade etmektedir. MEB : ” Bu eğitim sistemi değişmelidir “.

SENDİKALAR : “Maaşlar enflasyon oranının altında kalmaktadır. Sorun çözülene kadar eylemlerimize devam edeceğiz. Bu arada tüm il ve ilçe sorumluları yeni atanan öğretmenleri sendikamıza kazandırmak için derhal görüşmeler yapsın”

VALİLİKLER : ” Olumsuz hava şartları nedeniyle eğitime iki gün süre ile ara verilmiştir”

KAYMAKAMLIKLAR : ” Sayın milli eğitim müdürüm, ilçede akademik başarı durumumuz nedir”

MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLERİ : ” Bazı öğretmenler hakkında velilerimizden çok şikayet alıyoruz. Derhal soruşturma başlattık, sorun yok”

VELİLER : “Demek öğretmenin seni azarladı ha Ahmet. Ben yarın gider hesabını sorarım merak etme”

ÖĞRENCİ : ” Uff.. şu teneffüs zili ne zaman çalacak” Yukarıda görüldüğü gibi herkes geleceğimiz adına canla başla mücadele etmektedir. Dolayısıyla bu içler acısı duruma gelmemizin bir tek nedeni olabilir. DOLAR YÜKSELİYOR

#Taner Yıldız

 

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
error: Bu sitenin içerikleri korumalıdır. Emeğe saygı !!