Sakarya Detay Haber
Hasan Topçu

OKÇULUK

OKÇULUK
Bu haber 19 Şubat 2018 - 11:07 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Oklar vardı Allah adıyla yaya yerleştirilen

Yaylar vardı besmele ile çekilen,

Hedefler vardı. Susturulacak

Emek olmadan sonucu yoktu idaallerin.

Kemankeş  dedikleri okçuları ,isteyen Alplerden seçer,ok ve yayı teslîm ederken kulağına da “Kemankeş Sırrı” nı fısıldardı. Okçular dışında kimseye fısıldanmayan bu sır Osmanlı’ nın adeta okculuk ilkesiydi.. O sır Enfal Suresi’nin on yedinci ayetiydi: “Attığın zaman onu sen atmadın. Allah attı.”…Kemankeşler bazen yayı öyle güçlü çekerlerdi ki, bel kemikleri kırılmasın diye sırtlarına zırh giyenler dahi vardı. Yayı kurma esnasında çile, en güçlü parmak olan başparmakla çekilir, bu sırada parmak zarar görmesin diye “Zihkir” adı verilen demir yüzük takılırdı. Osmanlıcada keman = yay, keş = çeken demekti. Kemankeş de yay çeken, yâni okçulara verilen ad idi. Ashâb-ı Kirâm arasında Aşere-i Mübeşşere’den olan Sa’d b. Ebî Vakkas, Peygamber Efendimizin dahi iltifatını kazanacak kadar okçuluğundaki mahâreti sebebiyle kemankeşlerin pîri addedilmiştir. Attığın Ebu Vakkas oku olsun diye destek olunurdu acemi okçulara. Peygamberimiz.  “Anam babam sana feda olsun” iltifatımı ömrü boyunca tek bir kişi için yapmıştır O da Sa’d b. Ebî Vakkas’tır. 

Çile, yaya bağlanan ipe denirdi. Kepâze ise, kemankeş olmak isteyenlerin, günlerce   kaslarını güçlendirmek amacıyla oksuz bir şekilde boş boş çekmek zorunda oldukları yayın ismi. Ok atmaya yaramadığı, boşu boşuna çekildiği için, kepaze olmak deyimine ilham vermiş. Çekilen kirişin ismi de çile… Kemankeş olmak isteyenler evvela ok kullanmadan boş yayı ellerine alırlar  aylar  boyunca çile çeke çeke kepaze olurlardı. Daha sonra bir üstaddan ders alır, ucu olmayan oklarla başlayan tâlimlerde yay germeyi, ok atmayı, kiriş kırmayı.toz koparmayı öğrenince de uzman bir heyetin ve Şeyhül meydanın huzurunda bu maharetlerini ispat ederlerdi. Kemankeşliğe liyakatini ispatlayabilen okçuya üstadı tarafından “Kemankeş Sırrı”  fısıldanır, bundan sonra kemankeş unvanıyla sır halkasına dâhil olurdu. Yapılan bu kemankeşlik sırrı ve unvanının  teslimi merasimine “Kabza Almak” denirdi.  Ok ve yayın yapımı başlı başına bir sanattı. Ok hususiyle akkavak, çam, gürgen ve kayın ağacından yapılır, bu ağaçlar senelerce kurumaya bırakılırdı. Yay ve ok arasında da bir münasebet vardı. Her ok her yayda kullanılamazdı. Yayın ağırlığı azaldıkça, okun da ağırlığı belirli bir oranda azalmalıydı. Boyutlarına göre oklar, Tarz-ı has, Kiriş endam ve Şem endam olmak üzere üç çeşitti. Okun ucuna takılan demirin ismi ise “Temren” idi ve ağırlığı iki dirhem bir çekirdek olurdu. Uçları testere gibi tırtıklı olan temrenler de vardı ki bunlar saplandıkları yerleri paramparça etmeden çıkmazlardı. Okların sap kısımlarına, okun yörüngesinde itmesi için takılan kuş kanatlarının ismi de “yele” idi. Kartal, kuğu, karabatak gibi kuşların hususiyle sağ kanatlarından alınan tüylerin ağırlıkları, temrenin ağırlığı ile orantılı olurdu.”Kavs” ve “Kabza” isimleriyle de anılan yay, sanıldığı gibi basit bir ağacı biraz büküp bir ip bağlamakla olmuyordu. Oldukça teferruatlı olan yay  dört ayrı kısımdan oluşurdu: Ağaç, boynuz, sinir ve tutkal. Yay için en ideal ağaç, akça ağaçtır. Akça ağaç hilâl şeklinde bükülüp  üç  gün boyunca soğuk suyun içinde tutulur. Daha sonra suyun bulunduğu kazan ateşte ısıtılır, ağaç yumuşayınca yay tezgâhı denilen kertikli tahtaya takılıp gerilerek rutubetsiz bir yerde  uzun bir süre bekletilir. Sonra da manda boynuzundan yayın üst kısmına kabuk ilâve edilir. Öküzlerin ayaklarından dizlerine kadar olan yerden alınan sinirler, yay tımarı sandığında dimdik hâle gelinceye kadar kurutulup, som mermer taşta tel tel oluncaya kadar ezilir, demir taraklarla taranarak, Mersin balığının damağından elde edilen tutkalla yaylara yapıştırılır. Yıllarca dayanabilmesi için, yayın sırt kısmına atın sağrı derisi ve kayın ağacı kabuğu yapıştırılıp sandaloz yağı sürülürdü.

Bu kadar külfetle elde edilen yay, öyle sağlam olurdu ki, bu yayı kurmak için pehlivan gücüne ve pazılarına  sahip olmak gerekirdi. Yay, başta hilâl şeklinde iken, ipi tam ters istikamette çekilerek kurulurdu. Yayın kirişi ise hayvan bağırsağından mamuldü. Kirişin yaya bağlandığı kısımlara da “toz” denirdi. Kemankeşlerden yayı öyle güçlü çekenler vardı ki bazen yayın toz kısımları kopar, bu sebeple kemankeşe de tozkoparan lakabı takılırdı.

 

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
error: Bu sitenin içerikleri korumalıdır. Emeğe saygı !!