Sakarya Detay Haber
Osman Karataş

Dinimizde Ahde Vefa’nın Yeri

Dinimizde Ahde Vefa’nın Yeri
Bu haber 10 Mayıs 2016 - 19:50 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Vefa, düşman bile olsa verdiği sözden dönmemektir. Vefalı insan, dost-düşman herkesin güven ve emniyet duyduğu kimsedir. Onun karakterinde yalancılık, döneklik ve kalleşliğin izine rastlanmaz. En zor anlarda bile ahde vefa eder.

vef3

Ahde vefa, kulun Allah’a, ümmetin peygamberine, müridin mürşidine, dostun dos­tuna, aile fertlerinin birbirine, milletin vatanına sevgi ve sadakatidir.

Vefa, mümkün oldu­ğunca dostundan ihtiyacını gizlemek, ondan bir şey istememek, eziyetine tahammül etmek, lüzumundan fazla hürmet, tevazu ve hizmetle ona ağırlık vermemektir.

Vefa, dostunu Allah için sevmek, arkadaşı öldükten sonra onun aile efradına iyilik ve yardım etmek, kapıdaki kö­peğine varıncaya kadar her şeyine değer vermektir. Allah için birbirini seven, bu sevgiyle bir araya gelip ayrılan kişiler, kıyamet gününde Arş-ı Azam’ın gölgesinde gölgeleneceklerdir. (Riyazu’s-Salihin)

O asla sözünden dönmezdi

Her konuda olduğu gibi bu konuda da Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz’den sözüne daha sadık bir kimse yoktu.

Ebu Cehil, Ebu Leheb ve daha müslüman olmazdan evvelki haliyle Ebu Süfyan, O’nun doğruluğunu, iffetini, ahde vefasını biliyor ve kendilerine sorulduğu zaman bunu itiraf ediyorlardı. Aslında bütün düşmanları O’nun doğru söylediğini biliyorlardı. Fakat onların aşamadıkları nokta farklıydı.

Kur’an-ı Kerim’de ahde vefa ile ilgili ayetlerde, yapılmış antlaşmaların hükümlerine riayet ettikleri müddetçe, müslüman olmayan taraflara dahi verilen söz istikametinde davranılması emredilmektedir. (Tevbe, 1, 4, 7)

Vefasız dost olmamak için…

vef2

Vefa, dostun dostuna dost olmak fakat düşmanına dost olmamaktır. Allah Tealâ ile ahitleşen müminin dostu, ancak Allah Tealâ’yı dost bilenler olabilir. O’nun düşmanı müminin de düşmanıdır. Kur’an-ı Kerim’de buyurulur ki:

“Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi dost edinmeyin. Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin kendileridir.” (Tevbe, 23)

Fakat bu durum onların hukukuna ria­yet etmeye engel değildir. Kâfir bile olsa insanlara yeri geldiği zaman Allah için iyilik ve ik­ramda bulunmak güzel bir haslettir.

Bu bir bakıma yaradılanın hatırını Yaradan’dan ötürü gözetmektir. Kalplerin yumuşamasına ve imana dair mevzuların konuşulabileceği bir zemininin ha­zırlanmasına da sebep olur.

En azından size ve sizin temsil ettiğiniz yüce değerlere karşı yumuşa­mayı sağlar. Hz. Esma r.a. kendisine misafirliğe gelen müşrike annesine, Efendimiz s.a.v.’den izin alarak iyilik ve ikramda bulunmuştur.

Yine kendisi için koç kesilen İbn-i Ömer r.a., yahudi komşusuna etten ikram edilmediğini duyunca telaşlanmış ve etin diğer komşu­lardan önce ona ikram edilmesini emretmiştir. Vefa işte böyle davranmayı gerektirir.

Söz verirken...

Mümin, Allah Tealâ ile ahdini bozacak şekilde birine söz vermemelidir. Zira ancak fasıklar Allah ile sözleşmesini iptal eder.

Böylelerinin hiçbir ahde saygı göstermesi de beklenemez. “Ama Allah’a verdikleri sözü iyice pekiştirdikten sonra bozanlar ve Allah’ın birleştirilmesini istediği şeyi kesenler ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar… İşte lânet on­lara; (dünya) yurdunun kötü sonucu onlaradır.” (Raad, 25)

Fakat gafletle mesela bir haram işlemek üzere birine söz verilmişse, Allah’a verilen söz hatırlanıp, tevbe edilerek bu batıl söz­den vazgeçilmelidir.

Yine birine söz verirken, “inşallah: Allah dilerse” demek gerekir. Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz söz verdiği zaman bunu kat’i olarak vermezdi. “Belki” kaydını koyardı.

O günler geride mi kaldı?

İslâmiyet’in gönüllerde hükmünü icra ettiği devirlerde millet bir vücudun uzuvları gi­biydi.

Kalplerde vefa, davranışlarda incelik ve zarafet vardı. Allah haşyetiyle nurlanan sinelerde şefkat, merhamet ve emanet şuuru hakimdi.

Farklı düşünceler birer zenginlik kabul ediliyor, hemen her din salikinin var olduğu cemiyetin içinde inançlara saygı gösteriliyordu. “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır” denilerek küçük bazı anlaşmazlıklar vefa duygusundan hareketle olgunlukla karşılanı­yordu.

Çarşılar, sokaklar hayâ, edep ve iffeti temsil ediyordu. Yalancılık, sahtekârlık ve haramilik gibi gayri ahlâkî davranışlar en büyük arsızlık sayılıyor, bu gibi işleri yapanlar, ailesi, köyü ve oymağıyla birlikte bir ömür boyu unutulmuyordu.

Zulme zulümle mukabele edilmez, defalarca aldanılsa bile bir kere aldatmaya tenezzül edilmezdi.

Sonra o devirler yavaş yavaş geride kaldı. Sinelerde Allah sevgisi inkıraza uğradı. Nihayet çoğunluk itibariyle vefa ortadan kalktı.

Öylesine kalktı ki; baba oğluna güvenemez, oğul ise babayı aldatır oldu.

Toplumsal bir çürümüşlüğe doğru hızla ilerlediğimiz bu dünyada güvensiz bir yaşamın kimseye huzur getirmeyeceğinden hareketle, toplumun tüm katmanlarının bir an önce fabrika ayarlarına döndürmek üzere caba sarf etmeliyiz…

Ahde vefasızlığının en belirgin halini son dönem siyaset arenasında görmekteyiz, sıradan işinde gücünde olan insanların, bir şekilde devlette göreve gelmesiyle birlikte,

Kerameti kendinden menkül sayıp, onu o makama getiren insanlara karşı çevirdikleri oyunları gördükçe insanın ciğeri yanası geliyor.

Ama geçmişe baktığımızda siyaset  Peyganber mesleği idi, bu gün ne olduda kutsal Peyganber meleği böylesine içi boşaltılan çıkar devşirme alanına dönüştürüldü.

Elbette burada temel sıkıntının insanın önlenemez ego tatmini ve ihtirasları olduğudur, unutulmamalıdır ki sözde ve yazıda söylediğimiz  ahde vefa  olgusunun insani ölçüde yaşanmasına gayret gösterip, örnek teşkil etmemizdir.

Selam ve Dua İle

Osman Karataş

 

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
error: Bu sitenin içerikleri korumalıdır. Emeğe saygı !!