Sakarya Detay Haber
Hikmet Bulak

Savaş Göründü

Savaş Göründü
Bu haber 26 Nisan 2016 - 17:32 'de eklendi ve kez görüntülendi.

80 milyona yaklaşan bir nüfusa sahibiz. Her insanımızın ayrı bir dünyası var. Herkes kendi dünyası içerisinde hayatını yaşamakta ve kendi dertlerine çare aramaktadır. Kimisi düğün dernek peşinde iken, kimisi de hastalık ve ölümlerle uğraşıyor. Kimisi fırsatları yakalamaya ve kazancını katlamaya çalışırken, kimisi ise batmamak için çırpınıyor. Hani klasik bir tabir vardır ya “dünya dönüyor, hayat devam ediyor”. Yaşamın acımasız çarkları ise onunla birlikte insanlarımızı eziyor, esir alıyor.

Kapitalist düşüncenin ve liberal anlayışın kölesi haline gelen zavallı insanlıkta, farkında olmasa bile kendi ekseni etrafında topaç gibi çevrilip sağa-sola savruluyor. Artık toplumsal birliktelik, sosyal dayanışma, karşılıksız yardımlaşma, fedakârlık, imece gibi manevi özellikler genel kabul görmekten çok uzaklaşarak, maalesef karın doyurmayan boş laflar olarak tanımlanabiliyor.

Her insan bir değildir tabi ki, genelleme yapmak ta çok doğru değildir. Sadece kendisi için yaşayanlarda vardır, toplum menfaatlerini ön planda tutanlar da. “Kendine müslüman” denilen ne akan ne kokan tiplerde vardır, memleketi için çırpınanlar da. Bütün derdi ve hayatının gayesi “dünyası olanlar” da vardır, gözünde “dünyanın beş para etmediği” adamlar da…

İnsanlar çeşit çeşittir. Eğer ki büyük şehirlerde yaşıyorsa, eğer ki etrafında makam-mevki sahipleri cirit atıyorsa, eğer ki zenginlik yarışı gözlerinin önünde oluyorsa, çok daha acımasız olabilmekte ve kendi çıkarları için her şeyi yapabilen maddeci canavarlara dönüşebilmektedir.

İşin daha da kötüsü öyle insanlarımız var ki, bunları yaşarken sanki öyle değilmiş gibi söylemler geliştirmekte, yaptıkları ile örtüşmeyecek şekilde mangalda kül bırakmamakta, söz ile inkâr ettiği materyalist âlemin en âlâsını yaşamakta, tabiri caiz ise münafık gibi bir hayat sürmektedir. Yani yaptıkları ile dedikleri birbirini tutmamaktadır.

Milli ve manevi duyguları taklidi olarak yaşayan, içerisi boşalmış hakikatleri yüzeysel olarak öğrenen, en heyecan verici hissiyatları dahi özünden uzaklaştığı için doğru olarak algılayamayan yeni bir nesil ile karşı karşıyayız. Uyurgezer dolaşan, etrafa safça bakan, millet olma şuurunu büyük ölçüde kaybeden, bir önceki kuşağını bile anlamaktan aciz olan yeni bir nesil.

Giyim tarzı farklı, müzik seçimi farklı, konuşma jargonu farklı, değer yargıları farklı. Dikkatli baktığımızda; hepsi birbirine benzeyen ama hiçbiri bir diğerini tamamlamayan, rengârenk çiçekler gibi göz kamaştıran ama gazı kaçmış bir kola gibi tadı bulunmayan, sanal âlemde milyonlarla irtibatı bulunan ama arkadaşlıktan ve gerçek dostluktan mahrum yalnız yaşayan yepyeni bir nesil.

Taşradan metropollere doğru gittikçe her şeyin sulandığı, manevi değerlerin yozlaştığı, insani özelliklerin dumura uğradığı, sahtekârlığın uyanıklık olarak kabul edildiği bir dünyada yaşıyoruz. Hiçbir şeyden anlamayan adamların bile her şeyi bildiğini sandığı, menfaat endeksli ilişkilerin sıkça yaşandığı, “astlarına veya küçüklerine” karşı alabildiğine ukala iken “üstlerine veya büyüklerine” karşı olabildiğince yalakalık içinde hareket edildiği bir zamanda yaşıyoruz.

Böylesi bir ortamda, ülkemizin kritik bölgelerinde adı konmamış bir savaş yaşanıyor. Terör örgütlerinin bir kaçı eş zamanlı olarak yoğun bir şekilde eylemleri ile canlarımızı yakıyor. Terör bütün acımasızlığı ile vatan evladı asker, polis ve korucularımızı şehit ediyor. Çok daha fazlasını da yaralayarak, sakat bırakarak ve ruhsal travmalar yaratarak geleceklerini karartıyor. Irak’ta ve Suriye’de bulunan birliklerimizle zaman zaman müdahilde olduğumuz, içte ve dışta ki yüksek yoğunluklu olaylar ile belki de ülkemizin geleceği şekilleniyor.

Tüm bunlar doğu illerimizde ve güney sınırlarımız boyunca olurken, ülkemizin batısında ise bambaşka bir hayat yaşanıyor. Orada fedakârca çarpışarak hayatını memleketimiz, milletimiz ve bayrağımız için feda etmekten çekinmeyen kahramanlarımız unutuluyor. Modern yaşantısından, eğlencesinden, hayatın tadını çıkarmaktan taviz verenler pek bulunmuyor.

Herkesi yakması gereken ateş düştüğü yerde kalıyor, birimizin dedi hepimizin derdi olamıyor. O tarafta şehitlerin, gazilerin ve kahramanlık destanı yazanların dramları bulunuyor. Bu tarafta ise “ne yapalım hayat devam ediyor” diyerek işine bakanların, köşe başlarını ele geçirmeye çalışanların ve su akarken testilerini doldurmaktan geri kalmayanların sefa sürdüğü bir hayat yaşanıyor.

Oysa; Mısır’da, Suriye’de, Filistin’de hatta Libya’da, Cezayir’de ve Tunus’ta yaşanan olaylarda ölen dindaşlarımız karşısında gösterilen duyarlı konuşmalardan cesaretle, kendi insanlarımızın şehadetleri ile de kahrolup yas tutulacağını düşünüyorduk. Onların acılarından dolayı televizyonlarda, tatil mekânlarında, gazinolarda, barlarda ve kumarhanelerde kimseciklerin eğlenemeyeceklerini zannediyorduk. Şehitlerimizin; sadece taşralı yiğitlerin, gecekonduda oturan fakirlerin ve varoşlarda yaşayan garibanların çocukları olmayacağını sanıyorduk.

Ama görüyoruz ki hayatın acı yüzü bir kez daha bizi çarpıyor, dünyanın cazip görünen sahtekâr yönü bir kez daha bizi aldatıyor, kutsal hikâyeler ve nutuklar ile ruh dünyamızı coşturanlar bir kez daha bizi kandırıyordu.

Görünen köy kılavuz istemez derler ya, görünen o ki 2016 çok daha zor ve çetin geçecek. Terör bütün şiddeti ile bizi kasıp kavurmaya devam edecek. Her geçen gün çatışma yoğunluğu daha fazla yükselecek. Uluslararası arenada taahhüt ettiğimiz Kuzey Irak’ta Bölgesel Kürt Yönetiminin güvenliğini temin etmek veya Suriye üzerindeki haklarımızın, kazanımlarımızın ve tarihsel gerekliliğin temadisini sağlamak gibi bahanelerden herhangi birisi ile de olsa, Mezopotamya bölgesinde bir büyük savaşa girilecek.

Keşke yanılıyor olsam, keşke saçmalıyor olsam, keşke laf olsun diye kafamdan uyduruyor olsam. Ne kadar çok isterdim yanlış tespitler yapıyor olmayı, tükürdüğümü yalayacak olmayı. Ne kadar çok isterdim Yeni Dünya düzeninin değil de yeni Büyük Türkiye’nin inşa edildiğinin gerçek olmasını.

Bugün adına paralel devlet yapılanması ile mücadele ediliyor safsatası kadar, ABD ye rağmen ulusal kurtuluş mücadelesi veriliyor yalanı kadar, Dünya’nın 10 büyük ekonomisinden birisi olacağız masalı kadar, bütün dünya Müslümanlarının katılacağı İslam Hilafetinin tesisi gerçekleşiyor kandırmacası kadar, tamamen uydurma ve aldatmadır.

Bu kara tablonun en önemli delilleri, Müslüman ülkelere ve halkımıza karşı anti Amerikancı ve anti Siyonist görünümlü politikalar olarak sunulmasına rağmen, netice itibarı ile onların lehine olayların şekillenmesidir. ABD, İran, İsrail ve Rusya ile yaşadığımız anlamsız zikzaklı çarpık ilişkilerdir. Suriye ve Irak politikalarımızın stratejik derinlikten yoksun olması ve iflas etmesidir. Büyük Ortadoğu projesinin finansmanı ve ABD nin vazgeçilmez tetikçisi olarak kabul edilen Suudi Arabistan ve Katar dışındaki diğer Arap ülkeleri ile dostluk köprülerin yıkılmasıdır.

Bu yıl iç karışıklıkların, operasyonların ve dışarda savaşların yaşandığı, aynı zamanda siyasal çöküşlerin, ekonomik krizlerin ve iflasların kendini göstereceği bir yıl olacağı görünmektedir.

Ama önümüzdeki yıl/yıllar kuvvetle muhtemel çok farklı olacaktır.

Dışarıda; Ortadoğu’daki radikal oluşumların kontrol altına alınmasına, savaşlarla parçalanan halkların yeni siyasal oluşumlarına, yıkımların ardından imarının yapılmasına başlanacaktır. Bu yeni dönemde, hayal kırıklıklarının yerini yeni barışçıl politikalara bırakacağını ümit ediyorum.

İçerde ise; bozulan milli gücün, tahrip edilen toplumsal barışın, sakatlanan sosyal omurganın, çalışamaz hale gelen devlet yapılarının yeniden tesisine başlanacağı, sorumlularının kaçacak delik arayacağı bir yıl olacağını tahmin ediyorum.

Aslında bir adım daha ötesinde olacağını iddia ediyorum, çünkü köy göründü bile…

Hikmet Bulak

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
error: Bu sitenin içerikleri korumalıdır. Emeğe saygı !!