Sakarya Detay Haber
Hikmet Bulak

Ayna

Ayna
Bu haber 20 Mart 2016 - 20:50 'de eklendi ve kez görüntülendi.

AYNA

Hepimizin çocukluğunda okuduğu, nerdeyse ezbere bildiği bir masal vardır. Pamuk Prenses ile elinde sihirli aynası bulunan kötü ruhlu, kibirli, kendini beğenmiş bir kraliçeyi anlatır. Kraliçe söyle bana güzel ayna benden daha güzeli var mı diye sorar, aldığı cevaplarla mutlu olurmuş. Saray ve ahalisi de kraliçeye ve aynasına inanır, en güzel, en iyi, en merhametli insanın kraliçeleri olduğunu sanırmış. Ta ki büyü bozuluncaya, ayna kırılıp ta kraliçe öfkesinden kuduruncaya kadar.

Bundan 100 yıl öncesiydi. Osmanlının 1800 lü yıllarda başlayan rehavet, tembellik, lüks, şatafat gibi kuruluş felsefesinden uzaklaştığı, örf, adet ve geleneklerine rağmen batının olumsuz örneklerini taklide kalkıştığı, sanayileşme ve bilgi toplumu olma özelliklerini bağnazlıklarla ve radikal söylemlerle reddederek cehalet deryalarına kucak açtığı yıllardı. Atadan kalma mirası nasıl olsa bitmez softalığı içerisinde hızla tükettiği, dünya gerçeklerinden habersiz saltanat kavgalarının verildiği, ülke menfaatlerinin kişisel ihtiraslara kurban edildiği zamanlardı.

Dağınıklığın ve geri kalmışlığın zirve yaptığı yıllarda ittihattan yani birlikten ve terakkiden yani ilerlemeden bahseden birileri çıktığında halkımız dört elle sarılmıştı. Çöl ortasında susuz bırakılmış necip milletimiz, ancak daha sonraları anlaşılan küresel bir planın parçası olarak, kendisine sunulan ab-ı hayatı tereddütsüz doyasıya içmişti. Gün gelip koskoca Osmanlı İmparatorluğu yıkılıp gittiğinde hala bazı paşalar ellerinde ki aynaya seslenerek, söyle bana güzel ayna en büyük kim diyordu.

Hayali vaatlarla uyuttukları halkın gücünü arkasına alanlar, sahte anarşik hareketlerle terörizmi hortlatanlar, korku ve ümit dengesi üzerinden hükmederek devletin yönetimini ele geçirmişlerdi. Bu zalimler, sırtlanların ve akbabaların hayallerini süsleyen ve iştahını kabartan Osmanlı coğrafyasının paylaşılması için gerekli olan dünya savaşına katılmasına rıza göstermişlerdi.

Sonuçta hepimizin bildiği gibi; ittihat ve terakki diye yola çıkanların gizli ve gerçek hedeflerine ulaşmaları ile parçalanma, dağılma, iflas etme ve sıfırlanma gerçekleşmişti. Nerdeyse bu necip millet, mucizevi kurtuluş mücadelesi ile küllerinden yeniden doğan Türkiye Cumhuriyeti Devleti olmasa tam bir yok olmayı ve zelil olarak tarih sahnesinden ebediyen silinmeyi yaşayacaktı.

Çanakkale ve Kurtuluş Savaşında destan yazan adsız kahramanların eseri olarak bugün yine ve yeniden hayattayız. Şehadet şerbetini kana kana içenlerin, kendini toplum için feda edenlerin, nefsi için değil başkası için yaşayanların sayesinde halen dimdik ayaktayız.

Türk insanı üzerine düşen vazifeyi canı pahasına yerine getirmiştir. Vatan toprakları işgale uğrayınca, milletin istiklali kararınca, Din-i Mübin-i İslam saldırıya uğrayınca kendini feda etmiştir. Ana baba evlat düşünmemiş, mal mülk makam para pul dememiştir.

Kendilerini bu anlamsız Cihan Savaşına, Alman’ların menfaatine, yönetenlerin kahpeliklerine ve yanlış politikalarına kurban edenlere de aldırmamıştır. Olan olmuştur artık deyip, kutsallarını korumak için can verme zamanı demiştir. Sadece Osmanlı’nın, Türkiye’nin değil dünyanın kaderini değiştirmiştir.

İyi ki de demiştir. Tarihe kahramanlığın destanını yaşatmıştır. Türk’ün ve İslamın onurunun nasıl temsil edildiğini anlatmıştır. Bedr’in Aslan’larının şanını hatırlatmıştır.

Pekâlâ, gelelim günümüzdeki tekerrür eden tarihe ve etrafımızda nelerin döndüğüne. Önümüzü görebiliyor muyuz? 100 yıl sonra yine bir oyunu, yeni bir hüsranı yaşamaya mı hazırlanıyoruz?

Birileri birlik ve beraberlik diyerek, toplumda adaleti ve kalkınmayı sağlayacağız diyerek geldiler. Allah, peygamber, din dediler. Hatta vatan, millet, bayrak dediler. Hak, hukuk, adalet bile dediler.

İşte tam aradığımız bu dediğimiz anda, büyük bir planın, harici bir projenin, ruhlarımızı esir almak isteyen bir tahakkümün cenderesi altında kendimizi bulduk. Yeni Dünya Düzeni, Büyük Ortadoğu projesi ve küresel tehdidin kucağına oturttular. Topluma kamplaşma, partizanlaşma ve kavgayı aşıladılar. Yaptıkları ile dediklerini yerle bir ettiler. Neticede bir de baktık ki; İttihat yok, terakki yok, adalet yok, kalkınma yok. Ne var; kavga var, gerileme var, hukuksuzluk var, otoriterleşme var.

Bugün; iç ve dış politikalarımızda tutarsızlıklar, hayali düşmanlar yaratılarak yapılan ayrıştırmalar, teröristin kollanıp halkın terörist ilan edildiği garabetler yaşanıyor. Çözüm diyerek çözülmenin fitilini ateşleyenler, terörün, anarşinin, iç çatışmaların içerisinde canlarımızı yok etmeye başladıkları yetmiyormuş gibi, Suriye bataklığı içerisinde yüzbinlerce insanımızı ölüme götürecek savaşın çığırtkanlığını yapmaya çalışıyorlar.

Sonra da geçip aynanın karşısına soruyorlar. Söyle bana güzel ayna benden daha güzel lider var mı? Ben olmazsam bu devlet ayakta kalabilir mi? Zavallı insanlara Allah’ın gönderdiği muhteşem zat ben değil miyim?

Aynayı konuşturan sihirli gücün fiyaskosu ortaya çıktığında, ayna parçalandığında umarım çok geç kalınmış olmaz. Gerçeklerin çok sevdiğim bir yönü vardır. Er ya da geç, ama bir gün mutlaka bütün çıplaklığı ile arz-ı endam edecektir. İnsanların gözündeki perde muhakkak açılacaktır.

Türk Milleti dün olduğu gibi, bugün de Askeri ve Polisi ile kahramanlık ve fedakârlık destanı yazmaktadır. Anlamsız ve haince dayatılan terör çatışmaları içerisinde devletinin ve milletinin istikbali için bedenini ortaya koymaktadır. Ülkemizi bölmek isteyenlere karşı topyekûn kafa tutmaktadır. Ve düşmanın oyununu bozacak uyuyan dev artık uyanmaktadır.

Allah sizlerden razı olsun.

Tüm şehitlerimize SELAM olsun…

HİKMET BULAK

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
error: Bu sitenin içerikleri korumalıdır. Emeğe saygı !!