Sakarya Detay Haber
Osman Karataş

Cemaatler, Tarikatlar ve Siyasi Handikaplar…

Cemaatler, Tarikatlar ve Siyasi Handikaplar…
Bu haber 08 Şubat 2016 - 8:24 'de eklendi ve kez görüntülendi.
Tarikatlar sosyal yapıları gereği iktidara oynayan siyasi partilerin insan kaynakları olunca, doğal olarak devlet dairelerinde yani bürokraside spontane bir yığılmadan neşet eden kadrolaşma kaçınılmaz oluyordu.
Milli Görüş hareketi bu kadrolaşmayı daha çok devletin üst kurumlarında gerekli gördüğünden alt birimlerine dikkat etmedi.
1970’de İzmir Kestanepazarı camisinde başlayan ve ilk zamanlarda Akyazı cemaati daha sonra Fethullah Gülen cemaati olarak tanınan yapılanma, devletin tüm birimlerinde kadrolaşmayı adeta var oluş amacı gördüğünden öncelikle okullaşmaya önem verdiler ve ilk kadrolaşmayı özellikle Milli Eğitim’de gerçekleştirdiler.
MİT Müsteşarı Fuat Doğu Paşa’nın yakın çalışma arkadaşlarından Diyanet personeli, müftü Yaşar Tunagür Hoca’nın desteği ile kısa zamanda örgütlendiler. Emniyet ve silahlı kuvvetlerde kozalarını ördüler, hücrelerini kurdular.
Menzil Cemaati….
Başında Mehmet Raşit Erol’un bulunduğu cemaat, dergâhın kurulduğu yer olan Menzil adıyla ünlendi.
Nakşi büyüklerinden biri olarak anılan babası Gavsi Bilvanisi Seyyit Abdulhakim Hüseyni’den “el alarak” dergahını kuran Mehmet Raşit Erol, yurtiçi ve yurtdışından kendisine aşırı ziyaretçi gelmesi üzerine 12 Eylül askeri yönetimi tarafından Gökçeada’ya sürüldü.
Gökçeada’nın sağlığını bozması üzerine yine Konsey kararı ile Ankara’ya yerleşti. Sonra da tekrar Menzil’e döndü.
Menzil cemaatini öne çıkaran ve onu diğerlerinden ayıran başlıca özelliklerden birisi de Mehmet Raşit Erol’un “devlet yanlısı tutumu” oldu. Hatta bu tutum Menzil cemaatinin etkisinin Güneydoğu’dan çıkıp tüm Türkiye’ye yayılmasını sağladı. Özellikle 12 Eylül’de idamla yargılandıktan sonra afla serbest kalan bazı eski ülkücülerin de cemaate girmeleriyle, Menzilciler Orta Anadolu, Ege, Akdeniz, Marmara ve hatta Trakya bölgesinde de güçlendiler.
Ancak 12 Eylül askeri darbesinde kapatılan Akıncılar teşkilatının Ankara’da yeniden kurulması,
Türkiye genelinde örgütlenmeye gitmesi dikkat çekici bir gelişme olarak nitelendiriliyor.
Yine 28 Şubat sürecinde kapatılan ve mal varlığına el konulan Milli Gençlik Vakfı’nın yeniden kurulması ve mal varlığının mahkeme kararıyla iade edilmesi, İslamcı hareketin gençlik kesiminde farklı bir örgütlenme modeline gidebileceğini gösteriyor.
Zaten doğuda Hüdapar örgütlenmesi Hizbullahi bir geleneğin çizgisinde ortaya çıktığından Ak Parti’nin nüfuz etmesi mümkün değil.
Ankara’da F Tipi yapılanmanın tasfiyesinden sonra, Ak Parti’nin önünü açtığı dini bir cemaat var mı sorusuna, bazı gözlemciler cevabı Menzil’i adres göstererek veriyor.
Özellikle emniyet birimlerinde hükümeti zor durumda bırakacak hatta başbakanı ve ailesini hedef alan operasyonlara Menzil müntesibi ‘SOFİ’ polislerin engel olduğu adeta bir şehir efsanesi.
Tüm bu gözlem ve rivayetlerden yola çıkarak, genel bir adlandırmayla Menzilci yani Sofilere, bürokraside ve devletin üst makamlarında sıcak bakıldığı, bazı atama, tayin ve görevlendirmelerde bu camiaya mensup olanların tercih edildiği yaygın bir söylenti.
 Zaten Sağlık Bakanlığında Sofilerin dominant olduğu hep gündemdeydi.
Ancak, şunu biliyorum ki, 80 öncesi ve sonrası Menzil Tarikatı’na giren tanıdık ülkücü gençlerin hemen tamamı bugün ülkücü değil.
Dolayısıyla hiçbirisi de MHP’ye oy vermiyor. Bunu ölçü alırsak, Nakşibendi Tarikatı’nın Menzil koluyla kurulan ilişkinin milliyetçi harekete katkısının olmadığını, aksine zararının olduğunu söyleyebiliriz.
1992 yılında Rahmetli Muhsin YAZICIOĞLU ile birlikte 6 milletvekili MÇP’den istifa ettiler.
İstifa etmelerinin gerekçeleri parti yönetiminin DYP-SHP Koalisyonu’na güvenoyu verilmesine karar vermesi, bazı kritik konularda Koalisyona destek olunması, Rahmetli TÜRKEŞ’in İslamcılık Siyaseti gütmediklerini söylemesi vs. idi. Bence bunlar zahiri sebeplerdi. Muhsin YAZICIOĞLU ve arkadaşlarının istifasına yol açan asıl sebep, Rahmetli TÜRKEŞ ile aralarındaki çok derin ideolojik ayrışma idi. Rahmetli TÜRKEŞ, eskiden beri takip ettiği çizgisinden taviz vermiyordu. Muhsin YAZICIOĞLU ve arkadaşları ise milliyetçiliği “Kişi kavmini sevmekle kınanamaz.” biçiminde sınırlandırarak ümmetçiliğe kadar varabilecek, dini söylemlerin ağır bastığı  bir düşünceyi savunuyorlardı.
Yukarıdaki açıklamalarımızı özetleyecek olursak,
1.Muhsin YAZICIOĞLU ve arkadaşları özellikle Fethullah GÜLEN ve Cemaatinin vereceği desteğe güvenerek partilerinden istifa etmişler, ancak bekledikleri desteği bulamamışlardır. Türkçemiz’deki güzel bir deyimle ifade edersek, Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmuşlardır.
2.Aynı şekilde Ak Parti, bir dönem Fethullah Gülen,i ve cemaatinden bir çok alanda istifade ederken gelinen son noktada tahmin edilmez bir ihanetle yüzleşmek durumunda kalmıştır…
3.Menzil cemaati ve bu gün ki devlette kadrolaşmaları, yakın gelecekte umut ederiz ki diğer cemaatlerin siyasilere faydadan çok zarar getirdiği noktaya doğru gelmezler…
4.Şayet  Ak Partini ve diğer siyasi partilerin illa da cemaat  türü bir yapıya ihtiyaçları varsa, sadakat noktasında  bunu kendilerinin örgütleyeceği bir yapıdan geliştirmek  zorundadırlar.
Çünkü görev verilen tüm yapılar, asıl o yapıları kuranlara hizmet ederler…!
Selam ve Dua İle

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
error: Bu sitenin içerikleri korumalıdır. Emeğe saygı !!