Sakarya Detay Haber
Nihal Akar

Keşke Eskiler Hep Yeni Kalabilseydi

Keşke Eskiler Hep  Yeni  Kalabilseydi
Bu haber 02 Şubat 2016 - 8:19 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Büyüklerimiz bizlere gençlik anılarını anlatırken çok eski zamanlarda olmuş gibi dinlerdik; ta ki bizler gençlere, çocuklarımıza, kendi çocukluğumuzu ve gençlik anılarımızı anlatmaya başlayana dek. O kadar ilgi ile dinliyorlar ki bizleri. Şimdiki gençlik bizim kadar şanslı değil, biz meyveyi dalından sebzeyi tarladan yerdik.

Annelerimizin komşularımızla imece dayanışması içinde hep birlikte bir çırpıda yaptığı bağ bahçe işlerini, düğün yemeklerini, bayram baklavalarını, böreklerini, en önemlisi o dayanışma ruhunu kim unutabilir ki. Hele çamaşır günleri bir başka neşeli olurdu, derenin kenarına mahallemizin tüm anneleri kazanları kurarlardı. Sıra ile çamaşırlar leğenlerde elden ele yıkama ile bitirilirdi. Çamaşır sonrası annelerimizin geceden hazırladığı çeşit çeşit yemekler, gölgesi en büyük olan ağacın altına serilen kilimlerin üzerinde kurulan sofralarda ayrı bir iştahla yenirdi. Kovalara alınan sıcak sularla evlere dağılıp da çocuklar banyo yaptırılıp uyutulduktan sonra tatlı bir yorgunlukla gün sona ererdi.

Sadece bununla mıydı komşuluk? Tabii ki değildi.. Gece oturmalarımıza önem verirdik. Rahmetli annem okuldan geldiğim zaman bana “Hadi kızım odunluktan yonga (odun kırpıntısı) topla akşama komşular gelecek, onlara közde kahve yapacağız” dediği an uçardım sevincimden, ne stres ne de ergenlik depresyonu bilirdik.
Okul, evimize bir kilometre uzaktaydı. Komşu arkadaşlarımız ile güle oynaya yürüyerek okula giderdik. Teneffüslerde de annelerimizin evden verdiği yiyeceklerimizi paylaşırdık.
Kış aylarında okullar tatil olmazdı. Babamız ya da annemiz bizi sırtına alarak okula götürürdü çünkü kar yüksekliği babamın beline kadar gelirdi.

Köyde biri öldüğü zaman 40 gün boyunca radyo açılmaz, türküler söylenmezdi. Cenaze evine 20 gün boyunca evlerden yemek götürülür, cenaze evinin temizliği ve günlük işleri köy halkının elele vermesiyle imece usulü yapılırdı. Acısını yaşayan o ailenin yanında olmanın bir başka şekliydi bunlar..

Biri evlenecekse köyün büyükleri toplanır ve herkes bütçesine göre maddi destek verirdi. Toplanan para düğün desteği olarak aileye teslim edilirdi.
Ev yapan biri olduğunda yine imece usulu bir araya gelinir, evin yapımına herkesin bir katkısı olur ve ev kısa sürede bitirilirdi.
Ya bu gün bunların hangisini yaşama şansına sahibiz..?
Şehirli olma hevesi ile apartmanlara hapsolduk.
Karşımızdaki komşumuzdan bile korkar olduk.
İnternet çağının getirisi olarak aynı odada muhabbet edemez olduk.
Tv dizilerinin, suni gündem oluşturan magazin programlarının esiri olduk.
Evde komşu oturmalarımızın yerini kafelerde gün yapma modasına bıraktık.
Bayramlarda eş dost büyükler ziyaretinin yerini tatile gitme tercihlerimiz aldı.
Üst kattaki komşu, alt kattaki komşusunu aylar geçse de göremeyecek kadar yoğun oldu.
Ruhu yorgun, sürekli taksit ödeyen, sürekli çalışmak ve koşuşturmak zorunda olan bir toplum olduk.
Yeni telefonumuzu, bilgisayarımızı, evimizin değişen eşyalarını ödemek için koşuyoruz sürekli çünkü tüketim hızımıza yürümek dahi yeterli gelmez oldu.
Bazı yenilikler, teknoloji rahatlığı, şehirli olma hevesi, bizleri öyle bir çarkın içine aldı ki kendi sesimizi dahi duyamaz olduk.

Yeni bir şeylere sahip olurken dostlukları, komşulukları, saf ve tertemiz yaşantıları, farkında olmadan eskittik.
Yorgun bedenimizi, çocukluk ve gençlik anılarımızı hatırlayarak ve anlatarak dinlendirmeye çalıştığımızı fark ettiğimiz an…. Gölgesinde yemek yediğimiz ağacın kesildiğini, yerine evler yapıldığını gördük. Pırıl pırıl akan deremizin, fabrikaların atıkları ile hastalandığını, komşu oturmalarının yerini sosyal medyalarda beğeni tıklamalarının aldığını gördük.

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
error: Bu sitenin içerikleri korumalıdır. Emeğe saygı !!