Sakarya Detay Haber
Mehmet Düzlü

Duyarsız Mısınız?

Duyarsız Mısınız?
Bu haber 06 Ocak 2016 - 14:00 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Onlarda biliyor o denizde botlarının devrilebileceğini.
Önce Yunanistan’a oradan da daha iyi koşullarda yaşayabilmek için insana değer verilen bir ülkeye gidebilmek umuduyla biniyorlar o bota..
Yine de tedbir alıyorlar. Ege kıyılarında her hangi bir sahil kasabasından aldıkları can yeleklerini giyiyorlar korkuyla karışık..
Ve işler umulduğu gitmiyor. Ege Denizinde 38 insanın umudunun daha soğuk sularda bittiğini haberlerde duyuyoruz biz. Cansız bedenler Ayvalık sahillerine vuruyor birer birer.
Buraya kadar olan kısmında bir anormallik görmedik değil mi? Görmedik, göremedik..
Alıştık çünkü, duyarsızlaştık.
Ama o sırtlarına geçirdikleri, olurda bir aksilik olursa diye hayata tutunabilmek için giydikleri can yeleklerinin sahte olabileceğini, merdiven altı üretimi olabileceğini, 15-20 lira için insanların canının bile umursanmayacağını, hele hele böyle bir kansızlığın bizim gibi müslüman bir ülkede olabileceğini aklımıza getirmedik değil mi? Evet getirmedik aklımıza, farkedemedik çünkü çürümüşlüğümüzü, ilgilenmedik çünkü daha önemli işlerimiz vardı. Bencildik çünkü, alışmıştık, duyarsızdık..
38 canın daha ölü bedenlerinin karaya vuruşunu, insanlığın karaya vuruşu olarak görmek işimize gelmedi.

Ülkemizin bir tarafı yanıyor, kan revan ortalık.
Şehitler geliyor üçer-beşer..
Başlarda üzülüyorduk, baktık olmuyor, kanıksadık, sıradanlaştırdık.
Televizyonda feryatlar yükseliyor acılı analardan, evlatlardan. Dönüp bakmıyoruz bile. Telefonda oyun oynarken rekor kırmak üzereyiz o ara. Bizim mahallemiz yanmıyor, bizim şehrimizde işler yolunda nasıl olsa, ateşi hissetmiyoruz ya. Duyarlı olup ne yapacağız. İki defa evlenip boşanmış olan Neriman Hanım talibini beğenecek mi acaba? Şehit bizim yakınımız değil nasıl olsa, kor bizim ocağımıza düşmedi ya. Bu vatan için şehit olması önemli mi? Biz duyarsızlığımıza tavan yaptıralım, oturalım koltuğumuza alalım elimize tableti, akıllı telefonu hem gerinelim, hem rahat rahat ahkam kesebilelim diye şehit olması önemli mi? Yazık yaa!, öyle de değil şimdi bee! diyenlerde vardır mutlaka..Tenzih ederim!
Madenciler göçüklerde ölüyor, abuk sabuk sebeplerle insanlarımız can veriyor, trafik kazaları mütemadiyen devam ediyor, bombalar patlıyor şehirlerin göbeğinde, cesetler saçılıyor oraya buraya. Hayat telaşımız o kadar yoğun ki, gündemimize bile giremiyor. Bu kadar da olmaz diyen duyarlı olalım artık diyen insanlar profil fotoğraflarını karartıyor!?
Öylesine farkında değiliz ki, neye üzülmemiz gerektiğini, kimin haklı kimin haksız olduğunu, kimin zulme uğradığını bile başkaları söylüyor bize..
Vicdanımız körelmişti, alışmıştık çünkü, duyarsızlaşmıştık..

Böyle gamlı, kasvetli meselelerden sıkılanları da düşünüp bir hikâye anlatayım, içiniz açılsın.
Evin minik faresi, duvardaki çatlaktan bakarken çiftçi ve eşinin mutfakta bir paket açtıklarını gördü. Kendi kendine söylendi “İçinde hangi yiyecek var acaba?”
Bir süre sonra gördüğü paketin bir fare kapanı olduğunu anladığında yıkılmıştı.
“Evde bir fare kapanı var, evde bir fare kapanı var!” diye bağırarak telaşla bahçeye fırladı.
Minik fareyi telaş içinde gören tavuk, umursamaz ve bilgiç bir tavırla başını kaldırdı ve gıdakladı: “Zavallı farecik. Bu senin sorunun benim değil. Bana bir zararı olmaz küçücük kapanın” dedi.
Tavuktan destek bulamayan farecik bu sefer telaşla keçinin yanına koştu ve “Evde bir fare kapanı var!” diye adeta çırpındı.
Keçi anlayışla karşıladı fakat, “Çok üzgünüm fare kardeş ama dua etmekten başka yapacağım bir şey yok. Dualarımda olacağından emin ol” dedi.
Minik fare çaresizlik içinde ineğe döndü ve “Evde bir fare kapanı var, evde bir fare kapanı var!” dedi.
İnek; “Bak fare kardeş, senin için üzgünüm ama beni ilgilendiren bir şey değil.”dedi.
Sonunda minik farecik, başı önde umutsuz bir şekilde eve döndü. Çiftçinin fare tuzağı ile bir gün tek başına karşılaşmak zorunda olduğunu anladı.
O gece evin içinde sanki ölüm sessizliği vardı. Minik farecik aç ve susuzdu. Tam yorgunluktan gözleri kapanacaktı ki bir ses duydu. Gecenin sessizliğini bölen gürültü, fare kapanından geliyordu.
Çiftçinin karısı, ne yakalandığını görmek için yatağından fırladı mutfağa koştu. Karanlıkta kapana bir yılanın kuyruğunun kısıldığını fark etmemişti. Kuyruğu kapana kısılan yılanın canı yanıyordu ve aniden çiftçinin karısını ısırdı.
Çiftçi, karısını apar topar doktora götürdü. Doktor, zehri temizledi sardı. Çiftçi karısını eve getirdi, yatırdı. Karısının ateşi yükseldi ve bir türlü düşmüyordu. Kadıncağız ateş ve ter içinde kıvranıp duruyordu. Komşuları böyle bir durumda tavuk suyunun iyi geleceğini söyleyince, çiftçi de bıçağı alıp bahçeye koştu. Karısı tavuk suyuna çorbayı içti, biraz kendine geldi. Karısının hastalığını duyan komşular ziyarete geldiler. Onlara ikram etmek için çiftçi keçisini kesti. Çiftçinin karısı her gün kötüye gidiyordu. Yılan, belli ki çok zehirliydi. Bir kaç gün sonra da çiftçinin karısı öldü.
Cenazesine çok sayıda kişi geldi. Gelenlerin hepsine yemek verebilmek için çiftçi ineği mezbahaya yolladı.
Farenin ise tüm bu olanları aklı almamış, büyük bir üzüntü ile duvardaki deliğinden izlemişti.

Bir sonraki yazımı eğitim üzerine yazabilmeyi ümit ederek esenlikler diliyorum.

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
error: Bu sitenin içerikleri korumalıdır. Emeğe saygı !!